Ayi Seyfi otuz bes yasinda, iki metre boyunda, fizigi güçlü bir gardiyandi. Sifir numara saçlari alninin gerisinden basliyordu. Bu yüzden genis alni daha da öne çikmisti. Genis omuzlu, iri pazili, esmer tenli bir adamdi. Insanlar ona bazen, “Herkül” dediklerinde, “Hayir… Ben Ayi Seyfi’yim,” diye karsilik verirdi. Kendisine Ayi Seyfi denmesi onu çok mutlu ediyordu. Kendisine uygun gördügü bu lakap, adeta gururunu oksuyordu. Sanki kendisini daha bir yüceltiyordu. Sehrin otuz kilometre disinda yeni yapilmis olan hapishanenin basgardiyanligina getirilmisti. Bu hapishane sadece müebbetlileri barindiracagindan, adi Müebbet Hapishanesi konulmustu. Hapishane çamlik alan geçildikten sonra, açik bir alana insa edilmisti. Yüksek duvarlariyla kale görünümü verilmisti. Ana maltanin sagina ve soluna ikiser katli hücreler yapilmisti. Hücrelerin üzerleri çelik konstrüksiyonlu cam piramitle kapatilmisti. Son derece modern olan bu hapishane, yönetim binasindaki bilgisayar katindan yönetiliyordu. Yönetim binasi, hücre bloklarinin tam karsisina yapilmisti. Hapishane resmi olarak bir ay sonra açilacak, mahkûmlar ve diger görevliler ancak o zaman is basi yapacaklardi.