Matrix’i Slovenya’da bir sinemada seyrederken, ?lmin ideal seyircisinin –yani bir budalanin– yaninda oturmak gibi bir daha ele geçmez bir firsata sahip oldum. Sagimda oturan, yirmili yaslarinin sonunda bir adam ?lme kendini kaptirmis, “Aman Tanrim, vay be, demek ki gerçeklik merçeklik yok! …” gibi yüksek sesli nidalarla seyircileri habire rahatsiz ediyordu. O kili kirk yaran felse? ya da psikanalitik kavramsal ayrimlari ?lmle bagdastiran sözde-so?stike entelektüel okumalardansa böylesi naif kaptirmalari hiç düsünmeden tercih ederim.