Yasadiklariniz geçmisinizdir, çünkü evren yansir.. Ispartali, orta yaslarda, güzel, zengin, ihtirasli bir kadindi: acimasizdi ve epey can yakmis, çok ah almisti. Bir gecelik iliskinin ardindan, sabah uyandiginda beraber oldugu delikanlinin cesedini buldu, üstelik müphem bir tuzagin pençesine düstügünü anladi. Geceledigi otel odasi kanli bir hücreye dönüsmüs ve meçhulün içine hapsolmustu. Onu buradan kurtaracak ipuçlarinin kendi geçmisinde oldugunu fark etti. Nereden baslayacakti? Bir süre önce öldürülmüs kentin en zalim tefecisinden mi?Katil oldugundan süphelendigi, issiz-güçsüz genç sevgilisinden mi? Yoksa masum bir delikanlinin katil olarak tutuklanmasina göz yummus olmasindan mi? Oysa gerçek, idrak sinirlari ötesinde bir yerlerdeydi. Yoksul çocuklugunda annesinden dinledigi ve burun kivirdigi bir efsanenin içinde bulmustu birden kendini: “Gelincik Ana Efsanesi“. Insanoglunun adaleti kusurluydu, ruh barindirmiyordu içinde ve parayla egilip bükülebiliyordu. Tanri en bastan söylemisti zaten; “Yasami tasarlarken içine bir tek adaleti koymadim, koysaydim yasam olmazdi!“(Tanitim Bülteninden)