".....Savastan dönen bir asker, küçük bir köyden geçiyormus. Köyün dibindeki duvarlardan birinde, tam on ikiden vurulmus yüzlerce nisan tahtasi görmüs. Asker keskin bir nisanciymis. Bu küçücük köyden kimin bu kadar iyi atislar yaptigini merak etmis. Bütün gününü nisanciyi arayarak geçirmis. Sonunda onun genç bir delikanli oldugunu görmüs. Genç adami köyün en uç noktasina kadar götürüp, ona on ikiden vurulmus hedefleri göstermis. “Bunlari sen mi yaptin?” diye sormus.“Evet, ben yaptim.” diye yanit vermis delikanli.“Nasil yaptigini anlayamiyorum,” demis asker. “Çok keskin bir nisanci olmama karsin, hedefi asla yüzde yüzlük bir basariyla vuramam. Sen bunu nasil basariyorsun?”“Aslinda oldukça basit sayilir,” diye belirtmis oglan. “Önce ates ediyorum, sonra hedef tahtasini çiziyorum.”Çogu kez benim de yaptigim gibi…Bir konuyu ele alirken, aklima gelen bir öyküyü aktardigimda, onun isiginda sözlerimi daha çok güçlendirdigimi saniyorum. Kimi zaman da okudugum bir öykünün iletisi, beni o konu hakkinda yazmaya itiyor. Bir baska deyisle, onlardan aldigim isigi kendi görüslerimle destekleyerek yansitmaya çalisiyorum....."