Bulutlarin gözyasiydi Dicle. Mezopotamya’da aglayan topragin gözyasi. Yeryüzünde yikanmis bir gözden daha temiz bir sey yoktu. Dicle bir tespih ipi gibi uzanirdi. Siradaglar tespih tanesi. Sabirla çekenlerin doruklarini astigi. Sevdaydi Mezopotamya. Bakislari birbirine degince, çikan kivilcimdan ates yakip isindilar. Ölümdü Mezopotomya. Nehre atilmis bir tas gibi suda sekip titreyince ince bir ter bosandi. Gözleri, o nehrin en derin yerine düsmüs tasin dibine inmesi gibi kapandi. Basi ecel yastigina dayandi. Diyarbakir’di Mezopotamya. Sehrin adindaki sesli harfler vuruldular. Sehir, sessiz bir harf kadar issiz. Sevdan onurumdur egilmez, dediler. Haberimin getirdigi firtina Sagnaga dönmesin yanaklarinda Küs, kirik, yasli ellerin yaninda gögsün geçirme. Gülüm aman aman aman saçindan bir tel gönder kefenim dikilirken... (Arka Kapak)